Kayseri’nin Soğuk Sabahlarında Başlayan Bir Hikâye
Kayseri’de sabahlar hep biraz sert başlar. Hava yüzüne çarpar, insanı kendine getirir ama aynı zamanda içine de bir sessizlik bırakır. Ben 25 yaşındayım ve bu şehirde büyüdüm. Günlük tutmayı çocukluğumdan beri bırakmadım. Bazı sayfalar kahve lekeli, bazıları yarım kalmış cümlelerle dolu. Ama en çok da sabahları yazdığım satırları severim; çünkü insan en çok sabahları kendine dürüst olur.
O sabahlardan biriydi. Pencereden dışarı baktığımda Erciyes’in tepesine düşen gri bulutları görüyordum. İçimde garip bir huzursuzluk vardı. Sanki bir şey eksikti ama ne olduğunu bilmiyordum. Mutfağa geçtim. Rafların arasında gözüm yıllardır orada duran taş dibeklere takıldı. Annem “atmayalım, hatırası var” derdi. Oysa ben o taşın sadece eski bir mutfak eşyası olduğunu sanırdım. Ta ki o güne kadar.
Dibek Kahvesiyle İlk Karşılaşma
O gün mahalledeki küçük bakkaldan bir paket kahve almıştım. Üzerinde “dibek kahvesi” yazıyordu. Daha önce defalarca duymuştum ama hiç düşünmemiştim: Dibek kahvesi hangi kahveden yapılır? Bu soru o an zihnime takıldı. Paket elimde mutfağa döndüm. İçimde garip bir merak vardı.
Annem mutfağa girdiğinde elindeki paketi gördü ve gülümsedi. “Onu yanlış anlamışsın” dedi. “Dibek kahvesi bir kahve türü değil sadece. Öğütme şeklidir.”
O an sanki küçük bir sır açığa çıkmış gibi hissettim. Yani mesele kahvenin adı değil, nasıl hazırlandığıydı.
Taşın İçinde Ezilen Zaman
Annem anlatmaya devam etti. “Dibek kahvesi genelde Arabica çekirdeklerinden yapılır. Ama önemli olan çekirdekten çok, o taş havanda yavaş yavaş dövülmesidir.”
Arabica kelimesini ilk kez o kadar net duydum. Kahve bir bitkiydi, evet, ama o an bana bir hikâyeymiş gibi geldi. Sanki her çekirdek, başka bir yolculuktan geliyordu.
Annem kahveyi hazırlarken ben onu izledim. Taş dibek mutfağın ortasında duruyordu. Kahve çekirdekleri içine konulduğunda çıkan o tok ses hâlâ kulaklarımda. Her vuruşta sanki zaman biraz daha yavaşlıyordu. Modern hayatın hızlılığı o mutfakta yoktu.
O an içimde bir şey değişti. Belki de ilk kez bir şeyin acele edilmeden de güzel olabileceğini düşündüm.
Kayseri Sokaklarında Bir Düşünce Yürüyüşü
Kahve pişerken dışarı çıktım. Sokaklar neredeyse boştu. Fırından çıkan ekmek kokusu bile havada donmuş gibiydi. Yürürken zihnimde tek bir soru dönüp duruyordu: Dibek kahvesi hangi kahveden yapılır?
Bu soru aslında sadece kahveyle ilgili değildi. Hayatımda anlam veremediğim birçok şey gibi, cevabı basit ama hissi derindi.
Bir kahveciye girdim. İçerisi sıcaktı. Duvarlarda eski kahve değirmenleri asılıydı. Tezgâhın arkasındaki adam bana baktı ve “dibek kahvesi ister misin?” diye sordu.
Başımı salladım. Ve beklemeye başladım.
Kokunun Hafızayla Çarpışması
Kahve hazırlanırken çıkan koku, beni çocukluğuma götürdü. Dedemin evinde geçen yazları hatırladım. O zamanlar kahve sadece yetişkinlerin içtiği bir şeydi. Biz çocuklar için gizemliydi. Dedem taş dibekte kahve öğüttüğünde çıkan ses, evin içinde yankılanırdı.
O sesin içinde bir tür ritim vardı. Sanki evin kalbi o taşın içinden atıyordu.
Şimdi yıllar sonra aynı sesi başka bir yerde duymak içimde tuhaf bir boşluk yarattı. Hem özlem hem de biraz hayal kırıklığı vardı. Çünkü büyümek, bazı sesleri sadece hatıra olarak bırakıyordu.
Dibek Kahvesinin Gerçek Yüzü
Kahvemi alıp masaya oturdum. İlk yudumu almadan önce uzun süre fincana baktım. Üstünde hafif bir köpük vardı. Kokusu ağır değil ama derindi. Sanki içinde sabır saklıydı.
O an tekrar düşündüm: Dibek kahvesi hangi kahveden yapılır?
Cevap aslında netti. Genellikle kaliteli Arabica çekirdeklerinden yapılır. Bazen içine farklı bölgelerden gelen çekirdekler karıştırılır. Ama onu özel yapan şey, çekirdeğin türü değil, taş dibekte yavaşça ezilmesidir. Metal değirmenlerin aksine, taş dibek kahvenin yağını ve aromasını daha yoğun korur.
Bu bilgi basit görünüyordu ama içimde büyük bir anlam kazandı. Çünkü hayatımda da bazı şeylerin “nasıl yapıldığı” “neyden yapıldığı” kadar önemliydi.
Yavaşlığın İçindeki Huzur
Kahveyi içtikçe içimdeki gerginlik azaldı. Sanki her yudumda biraz daha sakinleşiyordum. Dışarıda kar yeniden başlamıştı. Camdan baktığımda insanlar hızlı adımlarla yürüyordu. Ama ben o an hiçbir yere yetişmek zorunda olmadığımı hissettim.
İşte o his beni en çok şaşırtandı.
Çünkü uzun zamandır hep bir yerlere yetişmeye çalışıyordum. Bir şeyleri kaçırmaktan korkuyordum. Ama dibek kahvesi bana bunun tam tersini öğretti: Bazı şeyler yavaş olunca anlam kazanıyordu.
Bir Fincanın İçinde Saklı Hikâye
Fincanı elimde tutarken annemin sözleri aklıma geldi. “Önemli olan çekirdek değil, sabır.”
O cümle artık bana çok daha farklı geliyordu. Çünkü sabır, sadece beklemek değilmiş. Aynı zamanda bir şeyin dönüşmesine izin vermekmiş.
Dibek kahvesi de böyleydi. Arabica çekirdekleri taşın içinde ezilirken sadece fiziksel olarak değişmiyordu. Aynı zamanda bir hikâyeye dönüşüyordu.
Günlüğe Düşen Satırlar
Eve döndüğümde defterimi açtım. Uzun zamandır ilk kez bu kadar net yazıyordum.
“Bugün bir şey öğrendim,” diye başladım.
Kelimeler kendiliğinden akıyordu. Kahvenin kokusu hâlâ üzerimdeydi. Yazarken içimdeki boşluğun biraz dolduğunu hissettim.
Dibek kahvesi bana sadece bir içecek olmadığını gösterdi. O, geçmişle bugünü birbirine bağlayan bir köprüydü. Ve bu köprü, taş bir dibekte kuruluyordu.
Hatıraların Taşında Öğütülen Zaman
Yazarken fark ettim ki, bazı şeyler unutulmuyor. Sadece şekil değiştiriyor. Tıpkı kahve çekirdekleri gibi.
Arabica çekirdekleri taş dibekte ezilirken nasıl özünü koruyorsa, insanlar da hatıralarını öyle taşıyor. Bazıları acı, bazıları tatlı ama hepsi bir arada.
Ben de o gün bunu hissettim. Kayseri’nin soğuğunda içtiğim o kahve, içimde bir sıcaklık bıraktı.
Umarız “Dibek kahvesi hangi kahveden yapılır” ile ilgili aklınızdaki sorulara yanıt bulabildik. Korloff ekibinden sevgilerle!
Son Yudum ve İçimde Kalan Sessizlik
Günün sonunda fincan boşaldığında garip bir sessizlik oldu. Ama bu sessizlik rahatsız edici değildi. Aksine huzurluydu.
Pencereden dışarı baktım. Kar hâlâ yağıyordu. Ama içimde bir tür netlik vardı.
Artık biliyordum: Dibek kahvesi hangi kahveden yapılır sorusunun cevabı sadece Arabica çekirdekleri değildi. O cevap, sabırdı. Yavaşlıktı. Taşın içinde ezilen zamanın kendisiydi.
Ve belki de en önemlisi, insanın kendine dönmesiydi.
O gece günlüğümü kapatmadan önce son bir cümle yazdım. Ama o cümleyi burada bırakmak yeterliydi. Çünkü bazı şeyler yazıyla değil, hissedilerek tamamlanır.
Tavsiye Ettiğimiz İçerik: Delikli sigara nedir ?