Aktivasyon Enerjisi Yetersizse Tepkime Gerçekleşir Mi? Toplumsal Cinsiyet, Çeşitlilik ve Sosyal Adalet Açısından Bir İnceleme
Kimya derslerinde, bir tepkimenin gerçekleşmesi için yeterli aktivasyon enerjisinin olması gerektiğini öğreniriz. Yani, bir tepkimeyi başlatmak için bir tür “itici güç” gerekir. Peki ya toplumsal hayatta, toplumsal cinsiyet, çeşitlilik ve sosyal adalet gibi karmaşık dinamiklere baktığımızda, “aktivasyon enerjisi”nin yetersizliği tepkimeleri engeller mi? Gerçekten de, hayatın her alanında eşit şartlar ve fırsatlar sağlanmadığında, bu “toplumsal tepkimeler” nasıl şekillenir?
İstanbul’daki bir sivil toplum kuruluşunda çalışan birisi olarak, her gün toplumsal cinsiyet rollerinden, çeşitliliğe kadar bir dizi sosyal meseleyle karşılaşıyorum. Çevremde gördüğüm her şey, bu kavramların bir araya geldiği, bazen patlayan, bazen de susturulmaya çalışılan tepkimelere işaret ediyor. Peki, eğer toplumsal eşitsizlikler bir aktivasyon enerjisi eksikliği gibiyse, toplumsal adaletin sağlanması için yeterli “itici güç” gerçekten var mı?
Toplumsal Cinsiyet Rollerinin Tepkimeye Etkisi
Toplumsal cinsiyet, sosyal hayatın her alanını şekillendirir. Kadın ve erkekler arasındaki eşitsizlik, sistemin dayattığı normlar nedeniyle genellikle hissedilmez. Ancak, toplumda bir tepkime başlatmak için gerekli aktivasyon enerjisi yetersizse, bu eşitsizlikler devam eder. Sadece sokakta yürürken bile kadınlar üzerinde hissettikleri toplumsal baskıyı, erkeklerin cinsiyetçi söylemlerine karşı gösterdiği “pasif” tavırları görebilirsiniz. Bir kadının haklarını savunması, tepkisini göstermesi bazen “gereksiz bir çatışma” olarak görülür, “ama sen böyle giyinemezsin” ya da “senin yerin burası değil” gibi dayatmalarla karşılaşır. O an kadının aktivasyon enerjisi ne kadar yüksek olursa olsun, çevredeki baskılar onu geri çekmeye çalışır.
Daha açık olmak gerekirse, örneğin bir iş yerinde kadınlar çoğu zaman yükselmek için “ekstra bir çaba” harcamak zorunda kalırlar. Bu çaba, bazen o kadar yüksek bir aktivasyon enerjisi gerektirir ki, birçok kadın sosyal adaletsizliği fark etmesine rağmen tepki gösteremeyebilir. Kadınlar arasında dayanışma olsa da, bu “aktif tepki” için gerekli şartların sağlanması zordur. O yüzden, eğer toplumsal normlar yeterince “itici güç” sunmuyorsa, kadınların tepkileri, genellikle sessizleşir.
İçimdeki sosyal adalet taraftarı ise şöyle diyor: “Neden her kadın eşit haklarla doğuyor ama bu kadar çok mücadele etmek zorunda kalıyor? Hangi ‘aktivasyon enerjisi’ daha fazla mücadele etmesini zorunlu kılıyor? Bu tepkimelerin gerçekleşmemesi, sadece kadınların suçudur diye mi düşünülüyor?”
Çeşitlilik ve Farklılıklar: Tepkiler Nerede?
İstanbul’un çeşitli mahallelerinde yaşayan ve farklı kültürlerden gelen insanlar arasında da benzer bir “aktivasyon enerjisi” sorunu yaşanıyor. Örneğin, metrobüsle işe giderken farklı etnik gruplardan gelen insanların birbirine bakışlarını gözlemleyebiliyorum. Farklı grupların bir arada olması, bazen uyumu sağlamak için gereken “enerji”yi artırmak zorunda bırakıyor. Toplumda, bazı grupların kendilerini dışlanmış hissetmesi, onlara sosyal yapının sağlamadığı aktivasyon enerjisinin eksik olduğu anlamına gelir. Herkesin eşit fırsatlara sahip olduğu bir toplumda, bu tür gruplar arasında güçlü bir karşılıklı tepki oluşabilir. Ama ne yazık ki, bir araya gelmeleri için gerekli itici güç yok.
Bir şirketin çeşitli etnik kökenlerden insanları işe alması, aslında sosyal adaletin bir adımıdır. Fakat, çeşitliliğin sadece görünür olması yeterli değil, gerçek eşitlik ve fırsat eşitliği sağlanmadığında, bu gruplar arasındaki tepkiler, pasif hale gelir. Sonuçta, gruplar bir araya gelmeye çalıştıklarında, toplumsal yapının engelleri, tepkilerin yüzeye çıkmasını engeller. Gerçek bir toplumsal hareketin oluşması için, gruplar arasındaki eşitliği sağlayacak bir aktivasyon enerjisi gerekir.
Sosyal Adalet ve Yetersiz Aktivasyon Enerjisi
Sosyal adaletin sağlanması için her birey ve her grup, eşit fırsatlara sahip olmalıdır. Ancak, bu fırsatlar genellikle sisteme entegre edilmediğinde, toplumsal tepkiler tam anlamıyla gerçekleşmez. Örneğin, bir günde sokakta sayısız işçiyle karşılaşıyorum. Birçoğu, haklarının yetersiz olduğunu biliyor ancak bir tepki göstermek için gereken “cesaret”i bulamıyor. Bu, sadece ekonomik eşitsizliğin değil, aynı zamanda bir sistemin eksikliği ve baskısının sonucudur. Çünkü bu kişilerin doğru eğitimi alması, güçlendirilmesi ve en önemlisi kendi haklarını savunacak enerjiyi bulmaları zorlaştırılmıştır.
Sosyal adaletin sağlanması, ancak toplumun çeşitli kesimlerine eşit şartlar sunulduğunda mümkün olur. Eğer herkes “aktivasyon enerjisi”ni bulursa, toplumsal değişim çok daha hızlı ve etkili olacaktır. Bu değişim için gereken koşullar sağlanmadığında, tepkiler sessizleşir, geriye sadece çığlıklar ve hayal kırıklıkları kalır.
Sonuç: Tepkiler ve Aktivasyon Enerjisi
“Aktivasyon enerjisi yetersizse tepkime gerçekleşir mi?” sorusunu toplumsal cinsiyet, çeşitlilik ve sosyal adalet açısından düşündüğümüzde, cevabımız genellikle “hayır” olacaktır. Çünkü toplumda eşitsiz fırsatlar, ayrımcılık ve dışlanmışlıklar var olduğu sürece, gereken itici güç, bazen yoktur. İnsanlar, hakları için gereken tepkileri veremediğinde, toplumsal tepkiler pasifleşir. Fakat bu, değişmeyeceği anlamına gelmez. Aktivasyon enerjisi sağlandığında, toplumsal değişim çok daha hızlı ve etkili bir şekilde gerçekleşebilir.
Peki, sizce eşit fırsatlar yaratmak, bu “aktivasyon enerjisini” nasıl güçlendirebilir? Toplumda herkesin eşit haklarla tepki verebilmesi için daha ne tür adımlar atılabilir?