Tembel Kelimesinin Kökü Nedir?
Kayseri’nin o bilindik sokaklarında yürürken, birden kafama takıldı: Tembel kelimesinin kökü nedir? İşte, ne zaman bir şeyin anlamını derinlemesine sorgulamaya başlasam, her şey bana başka bir açıdan görünmeye başlar. Bu kelime de bana zamanında “günlük işlerimi erteleme takıntım” gibi duygusal bir yük bırakmıştı. Tembellik… O kadar tanıdık bir kavram ki; bazen kendime çok yüklenir, bazen de bu kelimenin yükünü hafifletmeye çalışırım.
Bir sabah, Kayseri’nin soğuk havasında kahvemi yudumlarken, tembellik konusunu düşündüm. “Tembellik”, kelime olarak kulağa ne kadar ağır gelse de, aslında sadece bir eylemsizlik hali mi, yoksa başka bir şey mi? Bu yazıyı yazarken, kendi hayatımdan bir parça, günlük tutma alışkanlığımın bir yansıması olarak, tembel olmanın ne demek olduğuna dair bulduğum anlamı sizle paylaşacağım.
Tembellik ve Kendimle Yüzleşme
Yaz tatillerinde, çocukluğumda, dedemin köyüne gittiğimde, her şey ne kadar yavaş ilerlerdi. O kadar yavaş ki, her şeyin zamanla nasıl bir araya geldiğini düşündüğümde, köydeki tembellik, bana huzur verirken, şehirdeki telaş bana hep bir şeyler eksikmiş gibi gelirdi. Bu, küçük bir çocukken fark ettiğim ama tam olarak anlamlandıramadığım bir duyguydu.
O köyde geçirdiğim zamanlar, kelimenin tam anlamıyla bir “tembellik” halleriyle doluydu. Sabah kahvaltıdan sonra, annemlerin hep birlikte hazırladığı peynirli börekler bitene kadar bir iş yapılmazdı. Tabii bir de öğle sıcağında, uyumak zorundaydınız. Ama bu “tembellik” kavramı, bir yerden sonra bana rahatsızlık vermeye başladı. Herkesin dinlendiği o yavaş akışta, bir şey yapmam gerektiği hissiyle oturmak zorunda kalıyordum. Ve yıllar sonra fark ettim: O tembellik, aslında bizim kültürümüzde biraz farklı bir şekilde işliyor. Belki de bu kelimenin kökü, sadece bir kelime değil, bir davranış biçimi.
Tembellik, sadece bir şey yapmamak anlamına gelmiyor. Bir anlamda, bazen yapılması gerekeni ertelemek, bir anlık huzuru tercih etmek demek. Ama ya bu huzur, bir tür kaçışsa? Kayseri’deki evde, sabahları uyanıp bilgisayarımı açmak, o “yapmam gereken” işlerin dağ gibi birikmesi ve sonra gözümü bir başka şeye dikip kaçmak… İşte tam burada, tembellik kelimesinin köküyle yüzleşiyorum. Tembellik, erteleme alışkanlığının da temeli.
Tembellik ve Erteleme: Bir Bağımlılık
Tembel olmak, bazen bir alışkanlık halini alır. Yani iş yapmamak, daha doğrusu yapmak zorunda olduklarımı hep ertelemek… Erteleme, gerçekten tembelliğin başlangıcı mıdır, yoksa başka bir sorunun belirtisi mi? Kayseri’nin dar sokaklarında yürürken, küçük bir kafede oturup defterime yazı yazmaya başladığımda, bunun üzerinde düşündüm. Çalışmalarım, projelerim ve hedeflerim birikmişti. Ama bir şekilde başlamak için kendimi zorlamadım. Yine erteledim.
Birçok kişi tembellik hakkında çok sert yargılara sahiptir. “Hadi bakalım, tembel oldum,” deriz, ama aslında bazen bunun altında başka şeyler olabilir. Tembellik, bir korkunun belirtisi olabilir mi? Bazen bir işin ne kadar zor olduğunu düşünmek, bir yere başlamak için gerekli cesareti bulamamak… O zaman, tembellik kavramı, bir savunma mekanizması gibi gelir. Birinin benden daha hızlı çalışması, daha üretken olması fikri beni boğar. İçimdeki ses “hadi biraz daha yapabilirsin” diye bağırırken, ben yine de otururum.
İşte tam burada tembellik kelimesinin kökünü bulmaya çalışırken, bu kelimenin “başlangıç”tan önceki haline de bakmak gerek. Tembellik, başlangıç noktasında durmak ve ilerlemekten korkmakla bağlantılı olabilir mi? Geleceği düşünmek, bir şeyleri ertelemenin, duraklamanın gerçek nedeni midir?
Huzur ve Kaçış: Tembelliği Keşfetmek
İstanbul’a ilk geldiğimde, her şey çok hızlıydı. Sabahları işe gitmek için erkenden uyanmak, koşuşturmak, akşam geç saatlere kadar çalışmak… Ve ben, bir yandan bu hızla mücadele etmeye çalışırken, diğer taraftan tembelliği de seviyorum. Bir yerde köydeki o yavaş hayatı, o ertelemeyi, o sakinliği bir süre arıyordum. Ama zamanla, tembellik ve kaçış arasındaki farkı net bir şekilde ayırt etmeye başladım.
Huzur arayışım, bazen kaçışla karışıyordu. Kayseri’nin sokaklarında yürürken, bazen yürümek bile beni “yapmam gereken” şeylerden uzaklaştırıyordu. Bu, bazen güzel bir kaçış olabiliyordu, ama sürekli olarak aynı şeyleri yapmak, bir noktada birikmiş sorunlarla yüzleşmeme engel oluyordu. İşte, tembellik dediğimiz şeyin kökünde belki de “kaçma” isteği vardı.
Bir hafta sonu, Kayseri’nin merkezine gitmeye karar verdim. O kadar yorulmuştum ki, aslında hiç gitmek istemedim. Ama gitmek zorundaydım. Sonra birden aklıma geldi: “Tembellik, ne kadar da zorlayıcı bir şey!” Ama aynı zamanda bu tembellik, her şeyi unutmak, geçmişi geride bırakmak için de bir fırsattı. Gittiğim yere kadar düşüncelerimi de yanımda götürebiliyordum.
Tembellik Kelimesinin Köküyle Yüzleşmek
Kayseri’de sonbahar akşamı, tembellik üzerine daha fazla düşündükçe, bu kelimenin köküne inmeye başladım. Bir anlamda, “tembel” kelimesi, ne kadar da az şey yapabileceğimizi hatırlatıyor. Ama tembellik, aynı zamanda bizim sabırsızlığımızla da ilişkilidir. Beklemek, yapmak istemediğimiz şeylerin üzerinden geçmek ve sonra kaçmak…
İçimde, tembellik kelimesiyle yüzleştiğimde, bir rahatlama ve aynı zamanda bir itiraf vardı. Bazen, yapmam gereken şeyleri ertelemek, bir tür kaçış gibi görünüyor. Ama işte tam burada, ertelemenin kökeni de ortaya çıkıyor. Belki de bu erteleme, bir kayıptan, belirsizlikten korkmakla ilgili. Bu yazıyı yazarken, tam da bu yüzden tembellik kelimesinin köküne inmeye çalıştım. Kökünde bir korku vardı. Ama aynı zamanda bir huzur da vardı. Huzur, çoğu zaman tembellik sanılsa da, bazen gerçekten bir şeyleri erteleme gerekliliğiyle karışıyordu.
Beni anlamanızı umarım. Tembellik, bazen yapılması gereken bir şey değil, sadece anın tadını çıkarma arayışıdır. Ama işin içine girince, bazen bu tatmin, uzun vadede daha fazla soruna dönüşebilir.